Eski gazeteci, yeni akademisyen, içinde bulunduğu camianın kalıplarını -henüz- zorlayamamış bir kişi, hayat yolunda bir "tam zamanlı" öğrenci, kendisini gerçekleştirme pratiklerini, hayatını kazanma çalışmaları sırasında azaltan bir ruh savaşçısı ve ruh eşini sonunda bulmuş bir iz sürücü... "Bana kitap kurdu, boş hayaller kumkuması hayatın cılız gölgesi gibi sıfatlar yakıştırılabilir. Şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan Don Kişot'a benzetebilirsiniz beni. Yalnız onunla bir fark var aramda: ben kendimi Don Kişot sanıyorum... Kitaplardan, yaşantılarım için yararlanamadığımı ve kendimi bir biçime sokamadığımı da yüzüme vurabilirsiniz. Ne yapabilirim? Kitap okumakla, manavın beni aldatmasına engel olamıyorum bir türlü. Manava inanmadığım halde beni aldatıyor namussuz. Ya inandığım dostlarımın beni aldatmasını önlemek: büsbütün imkânsız bu. Dostlarım alay ediyor benimle. Bu çocuğun sonu ne olacak, diyorlar. Hiç olmazsa kitaplardan kitaplar çıkarmalıymışım. Bunu da yapamıyorum, yazamıyorum. Kitapları işimde kullanılacak bir mal gibi göremiyorum: kapılıyorum onlara.” Tutunamayanlar, Oğuz Atay, İletişim Yayınları, s.375-376